TR/ENG

Hadiye Cangökçe

"Başkasının Sanatı"

11 Şubat - 15 Mart 2014

Hadiye Cangökçe, röprodüksiyon fotoğrafı alanında uzmanlaşmış bir fotoğrafçı. Senelerdir müzeler, galeriler, müzayedeciler ve koleksiyonerlerle birlikte çalışıyor; devlet müzelerinin ve özel müzelerin depolarında, galeri arşivlerinde, koleksiyonerlerin evlerinde, şirketlerinde, müzayede evlerinde, sanatçı atölyelerinde, eserleri orijinal nitelikleriyle, belki çıplak gözle hiçbir zaman göremeyeceğimiz gerçek renkleri ve dokularıyla, üzerlerine düşen başka gölgelerden kurtulmuş halleriyle yakalayan fotoğraflar çekiyor. Cangökçe’nin fotoğraf arşivini karıştırmak, Türkiye’nin sanat tarihinde olduğu kadar, müzelere ve özel koleksiyonlara dahil edilmiş eserler arasında da bir gezintiye çıkmak anlamına gelirdi herhalde. Cangökçe, bu ilk sergisinde, kendi tanıklığının fotoğraf “zanaat”ine özgü teknik bir dille yapılmış dökümünden küçük bir parçayı, yine Türkiye’de sanat tarihinin başlıca aktörleri ve tanıklarından biri olan Maçka Sanat Galerisi’nde biraraya getiriyor.

Profesyonel fotoğrafçının eserlerin röprodüksiyonlarının dolaşıma girmesi için verdiği hizmet, “sanat” alanının ne kadar dışındadır? Eserin orijinal haliyle, kendi renkleriyle kitaplarda, dergilerde yer almasını sağlayan kişi, ne tür bir teknik hizmet verir? Gözünün önünden bir coğrafyanın nesnelerde somutlaşmış tarihi, sanatsal üretimi ve tüketimigeçip giderken, fotoğrafçının kendisi bir tür seri üretim içinde midir? Çektiği fotoğrafın kendisi de sanat mıdır veya çektiği fotoğraflardan belli bir bakışla yapılan bir seçkiyle o da eserlerinin fotoğrafı çekilecekbir “sanatçı”ya dönüşür mü, veya dönüşmeyi tercih eder mi? Yoksa eser fotoğrafı çekmek dediğimiz şey, teknik bilgiye, donanıma dayalı bir zanaatten, sanat piyasasına sunulan bir hizmetten mi ibarettir? Fotoğrafçının bakışı ne kadar görünmezse, eser fotoğrafı da o kadar iyi midir? Verilen hizmetin kalitesi, fotoğrafçının varlığını unutmamıza mı bağlıdır?

Cangökçe de muhtemelen her gün buna benzer soruları kafasında evirip çevirir ve yeni görüntüler üretirken, bir yandan da asistanlarını her bir eserin önünde, ellerinde gri bir kartla fotoğraflamaya devam eder. Kartın üzerindeki %18 gri, standart bir referans değeridir; fotoğrafçının eserin renk değerlerini mekândan, ışıktan ve başka faktörlerden bağımsız olarak “doğru” okumasını sağlar. Fotoğrafçı eserin karşısında yerini alır, makine kurulur, ışıklar ayarlanır ve ilk iş gri kartla bir referans karesi çekilir. Eser, eserin içinde bulunduğu mekân, aydınlatıldığı ışık, eserin fotoğrafı, bu imgeninyeniden üretileceği mecra... Bütün değişkenler arasında, sabit kalan ve tekrar eden tek şey bu gri karttır. Gri kartlı fotoğraf, aynı zamanda fotoğrafçının eserle kurduğu kişisel ilişkinin izini taşır, onu ele verir. Asistan ve fotoğrafçı ikilisi her gün onlarca kez tekrarladıkları bu eylem sırasında bazen eserdeki figürle, bazen renklerle, biçimlerle ilişki kurarlar; bazı fotoğraflarda belli ki aceleleri vardır;bazılarında aralarında bizim ilk bakışta fark edemeyeceğimiz bir espri devam eder. Eserler belli ki her iki anlamda da “başkası”nın sanatıdır: Başkaları tarafından üretilmişler ve şimdi başkalarına aittirler. Fotoğrafçı ise, başkasının “aşkı”yla küçük bir kaçamak yapan, ona bazen dakikalar, bazense saatler ayıran kişidir. Gri kartlı fotoğraflar da ortaya çıkan soyut, zamansız imgenin üretimi için geçen zamanın, ayrılan dikkatin, verilen emeğin kaydıdır.

HadiyeCangökçe’nin Maçka Sanat Galerisi’ndeki sergi için yaptığı gri kartlı fotoğraflar seçkisi, müzeler, galeriler, koleksiyonerler bağlamında işini yapan bir zanaatkârın hatıratı gibi görülebilir. Alınıp satılan, müzelerin depolarında tutulan veya kaidelerin üzerinde, beyaz duvarlarda gösterilen, evlerde, şirketlerde, otellerde dekorasyona renk katan sanatın bir başka aktörü olarak fotoğrafçının tanıklığının bir dökümünü sunan sergi, fotoğrafçının gölgesinin eserlerin önünden geçtiği anların birer kaydını, o kayıtlara yeni anlam katmanları atfetmeye ihtiyaç duymaksızın biraraya getiriyor.

İlkay Baliç